Sahalin'e Vardım
Bugün 19 Mayıs. Gençlik ve spor bayramıymış, burda tabi ki hiç bir gün tatil bayram gibi şeyler yok. Özet ilen geldiğime çok mutluyum, yeşillik mis gibi bir yerdeyiz, bahar havası var. Benim ikinci günüm Sahalin'de, 8 saatlik saat farkı yüzünden halen sersem gibi dolanıyorum etrafta. Sahada da birşeyler oluyor ama, ilk işim olduğu için biraz avalım, umarım işi anlar ve öğrenebilirim. Burda tüm mühendisler benim yaşıtım, bizim ofisde 5 kişiyiz. diğer firmadaki mühendislerde gençler.
Kafamı toplayamadığım için yazamıyorum. Yolculuktan başlıyayım en iyisi. Yola benden başka 5 kişiyle çıktık. Onlarda burda çalışmak üzere gelmiş elektrik işçileri idi. Velhasıl önce Moskova'ya uçtuk. En heyecanlı kısmı pasaport kontrolüydü, neyse bir sorun çıkmadı ve Türkiye Cumhuriye'ti dışına adımımı atmış oldum. Moskova'ya bir charter seferiyle gittik, uçak silme Türk doluydu, küçüktü, ve ahır gibi kokuyordu, neyseki yolculuk kısa sürdü. Moskova'ya indiğimizde nerdeyse 1.5 saat pasaport kontrolünde kaldık, bayağı inceliyorlar pasaportları. Dışarı çıktık ve bir baktıkki bizi karşılayacak kimsecikler yok. Dolanırken tesadüfen bir adam yaklaştı "Urban" mı dedi, evet dedik, paket getirmişiz o adama, "sizin adam burdaydı, gelmiyecekler diyip çekti gitti" dedi, neyseki bu adam telefon açıp adamı geri çağırdı. 1 saate yakın bekledikten sonra, bu çağırdığı adamın gelmiyeceği kanaatine varıp, para bozdurup telefon etmeye çalışırken, ( bu arada aramızda kimse Rusça bilmediği gibi , ordada kimse İngilizce bilmiyor ) şöfor geldi, gece 3 civarı boş bir kamp yerine vardık. Terkedilmiş kamp yerinde minderler ve yataklar vardı ama takımlar yoktu, sandalyelerin üstüne tüneyip 1-2 saat uyuduk. Sabah olunca, Sahalin biletlerimizi verdiler. Akşam 8'e kadar vaktimiz vardı. Daha önce Moskova'da çalışmış bir elektrikçiyle sokağa çıktık.
8 saatlik, yer bilmeden , uykusuz gözle İstanbullu birinin Moskova İzlenimleri,
Bu şehri Simcity oynarken yapmışlar galiba, caddeler devasal, kaldırımlar geniş, evler bitişik nizam değil, her yer Ataköy'e benziyor, ve arada kalan her yer ağaçlık diyecem dilim varmıyor, bayağı bayağı orman. Türkiye'de ağaçların arası ormanlarda bile seyreltilmiş ve çoğu dalı kesilmiştir burda ağaçlar üstüste binmişler ve çok sıklar. Kampın bulunduğu yer zengin bir yerdi sanırım, çünkü 20 küsür katlı lüks apartman blokları gördük, ve etrafta dolanan arabaların çoğu lükstü. Metroya 10 dklık bir yürüme sonucu vardık. Metro gayet eski bir metro, 1935 de ilk hattı açılmış. Örümcek ağı gibi şehrin merkezini dönüyor, 11 hat var sanırım. Hiç Rusça bilmeseniz de kaybolmassanız, baka baka gidilebiliyor. Evet burda kopuyorum, çünkü metroya indim, aman allahım, kadınlar, her yerde kadınlar var, ama çoklar, ve çok güzeller, benden sık sık "çok acaip" lafı çıktı durdu, kaç kere dedim günde bilmiyorum. Hani İstanbul'da sokakta gezersiniz, ve tüm gün boyunca, 1-2 kişiye , "çok acaip" dersiniz, burda herkes "çok acaip". Ayrıca kadınlar çok kalabalık, alışmamışız, bindiğimiz metronun %60'ının kadın olmasına, yollarda yürüyen kadınların kalabalığına, Türkiye'de iyimser bir tahminle %10-20 dir sanırım. Ayrıca Rus kadınları yaşlanınca çirkinleşiyorlar diye duyulan efsanede büyük bir yalan. Burda yolda yürüyen bir kadın, rahatlıkla dünyanın herhangi bir yerinde mankenlik yapabilir diyebilirim. Bu mevzuyu kapıyoruz.
Turistik kısa gezimiz, Kremlin'de son buldu. Devasal bir meydan, Kremlin Sarayı, saray değil, devasal surları olan bir kale. Onun dışında çok bir şey anlamadım, inanılmaz bir turist akını varmış gibide gelmedi. Çevresinde restore edilmiş, eski binalar var, hepsi alışveriş merkezi olmuş, oldukça pahalı ürünler satıyorlardı ( akmerkez tadında sanırım ), orda bir yere oturup midemizi doldurup, etrafa bakındık. Saat öğleni geçtiğinde, orda tur atan kadınlar ortaya çıktı. Yanımdaki işçi arkadaş onların fahişe olduğunu, 50 dolardan fiyatın başladığını, 100e kadar çıktığını söyledi. Kadınların yaşıda sanırım 18in altıydı. Çok garip yani. Ordan geri dönüyordukki, üniversiteye gidelim dedik. Üniversite dedikleri yer şehrin içinde bir kampüs, ama arazisi devasal, neyseki girişte kimse kimlik sormuyor. Ana üniversite binasını görünce korktum ( fotosunu koyucam ), devasal bir yapı, çok büyük, hem enine hem boyuna, ve görüntüsü çok ürkütücü ( meclis binası da aynı yapıdaydı ), insana "devlet baba" burda diyor sanki bina. Gerçekten ezilecekmişsiniz gibi geliyor. Ankara'da çok devlet dairesi olduğunu düşünüyorsanız, Moskova'nın küçük bir kısmını gördüm ama, her yerde devasal ürkütücü yapılar var. Onun dışında bol bol polis var, ve esmer gördükleri herkesi çevirip kimlik-pasaport soruyorlar.
Akşam 8 gibi Sahalin'e doğru yola çıktık, Sahalin uçağı büyüktü ve güzeldi. Zaten uçakta uyuya kalmışım. Gece 1 gibi güneş doğdu ve geri uyandık, ve bizim saatimizle sabah 4.30 gibi Juzno'ya indik. 8.5 saat sürüyor yaklaşık yolculuk Sahalin'e kadar. Havaalanı kampa ( inşaat sahası ) , 20 dk mesafede, şehirde kampa 10 dk mesafede. Adada, ( ada olduğunu anlamak mümkün değil Türkiye kadar var galiba burası ) 4 yerde Türk firmalarının inşaatı var. Gama ve Alarko, bize 40 km mesafede güneyde liman yapıyorlar, gelecekte ordan LNG ( likit doğalgaz ) gemilerle Japonyaya taşınacakmış. Kaldıkları yer küçük bir kasaba. Biz Juzno'da kalıyoruz, buranın en büyük şehri, 200bin nüfusu var. Enka ise, adanın ortalarında bir yerde ( uçaktan sonra 15 saat tren yolculuğu ile gidiliyormuş ), doğalgaz ve petrol boru hattı geçirmeye çalışıyormuş.
Vardiyamız sabah 8, akşam 7, ofislerde sigara içilmiyor, çay-kahve makinamız var, şu an bizim iki elektrik mühendisimiz var. Semra ve Cengiz, Semra daha büyük ve daha tecrübeli, ben yanlarında durup, aklıma geleni soruyorum ( aslında soramıyorum, çünkü bilmiyorum, öğrendikçe sorucam ). İş burda bizden kaynaklı olmayan sebeplerden dolayı çok ağır ve sorunlu gidiyor. Nedenini anlayamadım. Ama özetle elektrik inşaat ve mekanik işe bağımlı ilerliyor. Onlardan kaynaklı sanırım. İş hakkında da özlü sözler öğrendim.
"İşçiye iyi davranırsan gelir seni .iker."
"İnşaatçıların alayı i.nedir"
"Birinin sahada dediğine inanma, git gözünle gör, herkez yalan söyler"
Muabbet hakkında genel bir fikir olması açısından yazdım. Onun dışında, ofisteki herkes deli gibi Rusça konuşuyor, hepsi daha önce Rusya'da başka yerlerde çalışmışlar. Ben nasıl öğrenicem hiç bir fikrim yok. Burda sosyal aktivite varmı bilmiyorum, ama sanırım yok, erkeklerin %95'i kadın kovalıyormuş, kalanların da sabit kız arkadaşları var, ya da akşamcılar.
Burdan bizi akşam sevis alıp evlere bırakıyor. Firma çalışanlara ev tutmuş ( bize staff diyorlar , idari personel gibi ), ben iki kişinin yanına geçici yerleştim. Binaların ( fotolarını koyucam ), dışları korkunç durumda, sanırsınız ki, savaş çıkmış ve perişan olmuş her yer. Ama bizim dairenin içi en azından yapılı ( burda da toplu konut kılıklı evler mevcut ) , hatta benim Fındıkzade'deki evimden çok çok daha güzel. 24 saat fırın gibi evin içi ( tüm şehirde merkezi ısıtma ve sıcak su var, tek bir kömür santalinden sağlanıyor ), ve sıcak suyumuz var. Öğlen ve akşam yemekleri sahada çıkıyor, yemekler doyurucu düzeyde, kahvaltıyıda sabah evde yapıyoruz. 7.30 gibi servis bizi almaya çalışıyor.
6 ayda bir iznimiz varmış, benim kasım 15e denk geliyor, umarım o zamana kadar işten birşeyler anlamaya başlamış olurum. Şu an fasulyeden dolaşıyorum etrafta, çay kahve içip bakınıyorum.
Bu da Hunter'a bonus hikaye.
Burda bir arkadaş kucağında laptop gezerken, bir firmanın wireless'ını şifresiz buluyor giriyor. Sonra veriyor kendini downloada, 2 gb veri indiriyor. Buraya kadar çok ilginç birşey yok. Bu yabancı firma, polisi arıyor, bizim ağımıza girmişler diye, bizim elemanın evini gece, kar maskeli, ellerinde otomatik silahlı bir tim basıyor, yataktan karga tulumba götürüyorlar. Laptop'una el koydukları gibi, 2 gb indirdiği veri içinde abuk sabuk bir para alıyorlar. Arkadaşın halen davası devam etmekte olduğundan adayı terkedememiş ve acaip darlanmış.
Kafamı toplayamadığım için yazamıyorum. Yolculuktan başlıyayım en iyisi. Yola benden başka 5 kişiyle çıktık. Onlarda burda çalışmak üzere gelmiş elektrik işçileri idi. Velhasıl önce Moskova'ya uçtuk. En heyecanlı kısmı pasaport kontrolüydü, neyse bir sorun çıkmadı ve Türkiye Cumhuriye'ti dışına adımımı atmış oldum. Moskova'ya bir charter seferiyle gittik, uçak silme Türk doluydu, küçüktü, ve ahır gibi kokuyordu, neyseki yolculuk kısa sürdü. Moskova'ya indiğimizde nerdeyse 1.5 saat pasaport kontrolünde kaldık, bayağı inceliyorlar pasaportları. Dışarı çıktık ve bir baktıkki bizi karşılayacak kimsecikler yok. Dolanırken tesadüfen bir adam yaklaştı "Urban" mı dedi, evet dedik, paket getirmişiz o adama, "sizin adam burdaydı, gelmiyecekler diyip çekti gitti" dedi, neyseki bu adam telefon açıp adamı geri çağırdı. 1 saate yakın bekledikten sonra, bu çağırdığı adamın gelmiyeceği kanaatine varıp, para bozdurup telefon etmeye çalışırken, ( bu arada aramızda kimse Rusça bilmediği gibi , ordada kimse İngilizce bilmiyor ) şöfor geldi, gece 3 civarı boş bir kamp yerine vardık. Terkedilmiş kamp yerinde minderler ve yataklar vardı ama takımlar yoktu, sandalyelerin üstüne tüneyip 1-2 saat uyuduk. Sabah olunca, Sahalin biletlerimizi verdiler. Akşam 8'e kadar vaktimiz vardı. Daha önce Moskova'da çalışmış bir elektrikçiyle sokağa çıktık.
8 saatlik, yer bilmeden , uykusuz gözle İstanbullu birinin Moskova İzlenimleri,
Bu şehri Simcity oynarken yapmışlar galiba, caddeler devasal, kaldırımlar geniş, evler bitişik nizam değil, her yer Ataköy'e benziyor, ve arada kalan her yer ağaçlık diyecem dilim varmıyor, bayağı bayağı orman. Türkiye'de ağaçların arası ormanlarda bile seyreltilmiş ve çoğu dalı kesilmiştir burda ağaçlar üstüste binmişler ve çok sıklar. Kampın bulunduğu yer zengin bir yerdi sanırım, çünkü 20 küsür katlı lüks apartman blokları gördük, ve etrafta dolanan arabaların çoğu lükstü. Metroya 10 dklık bir yürüme sonucu vardık. Metro gayet eski bir metro, 1935 de ilk hattı açılmış. Örümcek ağı gibi şehrin merkezini dönüyor, 11 hat var sanırım. Hiç Rusça bilmeseniz de kaybolmassanız, baka baka gidilebiliyor. Evet burda kopuyorum, çünkü metroya indim, aman allahım, kadınlar, her yerde kadınlar var, ama çoklar, ve çok güzeller, benden sık sık "çok acaip" lafı çıktı durdu, kaç kere dedim günde bilmiyorum. Hani İstanbul'da sokakta gezersiniz, ve tüm gün boyunca, 1-2 kişiye , "çok acaip" dersiniz, burda herkes "çok acaip". Ayrıca kadınlar çok kalabalık, alışmamışız, bindiğimiz metronun %60'ının kadın olmasına, yollarda yürüyen kadınların kalabalığına, Türkiye'de iyimser bir tahminle %10-20 dir sanırım. Ayrıca Rus kadınları yaşlanınca çirkinleşiyorlar diye duyulan efsanede büyük bir yalan. Burda yolda yürüyen bir kadın, rahatlıkla dünyanın herhangi bir yerinde mankenlik yapabilir diyebilirim. Bu mevzuyu kapıyoruz.
Turistik kısa gezimiz, Kremlin'de son buldu. Devasal bir meydan, Kremlin Sarayı, saray değil, devasal surları olan bir kale. Onun dışında çok bir şey anlamadım, inanılmaz bir turist akını varmış gibide gelmedi. Çevresinde restore edilmiş, eski binalar var, hepsi alışveriş merkezi olmuş, oldukça pahalı ürünler satıyorlardı ( akmerkez tadında sanırım ), orda bir yere oturup midemizi doldurup, etrafa bakındık. Saat öğleni geçtiğinde, orda tur atan kadınlar ortaya çıktı. Yanımdaki işçi arkadaş onların fahişe olduğunu, 50 dolardan fiyatın başladığını, 100e kadar çıktığını söyledi. Kadınların yaşıda sanırım 18in altıydı. Çok garip yani. Ordan geri dönüyordukki, üniversiteye gidelim dedik. Üniversite dedikleri yer şehrin içinde bir kampüs, ama arazisi devasal, neyseki girişte kimse kimlik sormuyor. Ana üniversite binasını görünce korktum ( fotosunu koyucam ), devasal bir yapı, çok büyük, hem enine hem boyuna, ve görüntüsü çok ürkütücü ( meclis binası da aynı yapıdaydı ), insana "devlet baba" burda diyor sanki bina. Gerçekten ezilecekmişsiniz gibi geliyor. Ankara'da çok devlet dairesi olduğunu düşünüyorsanız, Moskova'nın küçük bir kısmını gördüm ama, her yerde devasal ürkütücü yapılar var. Onun dışında bol bol polis var, ve esmer gördükleri herkesi çevirip kimlik-pasaport soruyorlar.
Akşam 8 gibi Sahalin'e doğru yola çıktık, Sahalin uçağı büyüktü ve güzeldi. Zaten uçakta uyuya kalmışım. Gece 1 gibi güneş doğdu ve geri uyandık, ve bizim saatimizle sabah 4.30 gibi Juzno'ya indik. 8.5 saat sürüyor yaklaşık yolculuk Sahalin'e kadar. Havaalanı kampa ( inşaat sahası ) , 20 dk mesafede, şehirde kampa 10 dk mesafede. Adada, ( ada olduğunu anlamak mümkün değil Türkiye kadar var galiba burası ) 4 yerde Türk firmalarının inşaatı var. Gama ve Alarko, bize 40 km mesafede güneyde liman yapıyorlar, gelecekte ordan LNG ( likit doğalgaz ) gemilerle Japonyaya taşınacakmış. Kaldıkları yer küçük bir kasaba. Biz Juzno'da kalıyoruz, buranın en büyük şehri, 200bin nüfusu var. Enka ise, adanın ortalarında bir yerde ( uçaktan sonra 15 saat tren yolculuğu ile gidiliyormuş ), doğalgaz ve petrol boru hattı geçirmeye çalışıyormuş.
Vardiyamız sabah 8, akşam 7, ofislerde sigara içilmiyor, çay-kahve makinamız var, şu an bizim iki elektrik mühendisimiz var. Semra ve Cengiz, Semra daha büyük ve daha tecrübeli, ben yanlarında durup, aklıma geleni soruyorum ( aslında soramıyorum, çünkü bilmiyorum, öğrendikçe sorucam ). İş burda bizden kaynaklı olmayan sebeplerden dolayı çok ağır ve sorunlu gidiyor. Nedenini anlayamadım. Ama özetle elektrik inşaat ve mekanik işe bağımlı ilerliyor. Onlardan kaynaklı sanırım. İş hakkında da özlü sözler öğrendim.
"İşçiye iyi davranırsan gelir seni .iker."
"İnşaatçıların alayı i.nedir"
"Birinin sahada dediğine inanma, git gözünle gör, herkez yalan söyler"
Muabbet hakkında genel bir fikir olması açısından yazdım. Onun dışında, ofisteki herkes deli gibi Rusça konuşuyor, hepsi daha önce Rusya'da başka yerlerde çalışmışlar. Ben nasıl öğrenicem hiç bir fikrim yok. Burda sosyal aktivite varmı bilmiyorum, ama sanırım yok, erkeklerin %95'i kadın kovalıyormuş, kalanların da sabit kız arkadaşları var, ya da akşamcılar.
Burdan bizi akşam sevis alıp evlere bırakıyor. Firma çalışanlara ev tutmuş ( bize staff diyorlar , idari personel gibi ), ben iki kişinin yanına geçici yerleştim. Binaların ( fotolarını koyucam ), dışları korkunç durumda, sanırsınız ki, savaş çıkmış ve perişan olmuş her yer. Ama bizim dairenin içi en azından yapılı ( burda da toplu konut kılıklı evler mevcut ) , hatta benim Fındıkzade'deki evimden çok çok daha güzel. 24 saat fırın gibi evin içi ( tüm şehirde merkezi ısıtma ve sıcak su var, tek bir kömür santalinden sağlanıyor ), ve sıcak suyumuz var. Öğlen ve akşam yemekleri sahada çıkıyor, yemekler doyurucu düzeyde, kahvaltıyıda sabah evde yapıyoruz. 7.30 gibi servis bizi almaya çalışıyor.
6 ayda bir iznimiz varmış, benim kasım 15e denk geliyor, umarım o zamana kadar işten birşeyler anlamaya başlamış olurum. Şu an fasulyeden dolaşıyorum etrafta, çay kahve içip bakınıyorum.
Bu da Hunter'a bonus hikaye.
Burda bir arkadaş kucağında laptop gezerken, bir firmanın wireless'ını şifresiz buluyor giriyor. Sonra veriyor kendini downloada, 2 gb veri indiriyor. Buraya kadar çok ilginç birşey yok. Bu yabancı firma, polisi arıyor, bizim ağımıza girmişler diye, bizim elemanın evini gece, kar maskeli, ellerinde otomatik silahlı bir tim basıyor, yataktan karga tulumba götürüyorlar. Laptop'una el koydukları gibi, 2 gb indirdiği veri içinde abuk sabuk bir para alıyorlar. Arkadaşın halen davası devam etmekte olduğundan adayı terkedememiş ve acaip darlanmış.

0 Yorum
Post a Comment
<< Home